ONURLARI VE İŞLERİ İÇİN KAYBETMEYİ GÖZE ALDIKLARI HAYAT…


Kaybetmenin en zor hali bu… Kaybedilmenin de…
Onlar zor olanı seçtiler. Toplum mühendisi olmaya aday iki öğretmen. Ve toplumun yüzsüzce onlara sırtlarını dönmesi. Her geçen saniye yaklaştıkları hazin sonla gözümüzün önünde, ellerimizden kayan iki hayat…
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça onları çoğumuz direnişleriyle tanıyoruz. Tanımayanlar için Nuriye Gülmen devlet KHK’sıyla işinden atılan bir akademisyen, Semih Özakça ise yine aynı KHK’ların binlerce mağdurundan birisi olan sınıf öğretmeni.. Öğretmenlerimiz; ailelerimizden sonra bizleri şekillendiren ve örnek alınılan insanlarımız… Bir çoğunu işinden ‘’siyasi’’ denilen sebeplerle atarken, istismarcı öğretmenleri ödüllendirir gibi cezalar veriyoruz..
İstismarcı öğretmenlere verilen ödül gibi cezalar varken heybemizde Nuriye ve Semih’e yapılan bu haksızlık katlanılır gibi değil…
Yani devlet diyor ki ‘’Çocuklara her türlü istismarda bulunabilirsiniz, fazla duyulmazsa sizleri affederiz ancak ne demek aydın kimliğini taşımak, ne demek zulme dur demek ne demek bana karşı gelmek!’’
Binlerce insanın da haksızlığa uğradığını belirterek ve binlerce insanın direnişini de sırtlanarak başladılar açlık grevine.. Bir başlangıç olacak, haklarını geri alacaklardı…
Ancak madalyonun bu yüzü giderek karardı, art arda gelen gözaltılar sonrası bir kez daha insan haklarını ayaklar altına alan bir şekilde ‘’adaletin işleyişine zarar verebilirler’’ denilerek tutuklandılar.
Halbuki adaletin işleyişine zarar verenler, hukuku ayaklar altına alanlar, yargı kararlarını tanımayanlar bakan bile olabiliyordu bu ülkede…

Neden açlık grevi?
Açlık grevi gerçekten zorlayıcı ve Nuriye ve Semih özelinde artık ölümcül bir başkaldırı. Peki neden bu başkaldırı? Buna Semih Özakça’nın güzel bir cevabı var öncelikle onu paylaşmak isterim.
"O yüzden biz, 'Eğer ekmeğimizle terbiye ediliyorsak, işte somut olarak görün, bize bu yapılmaya çalışılıyor' dedik. Yapılan şeyin gerçekliğini somut olarak ortaya koyuyoruz. Biz ekmeğimiz için, karnımızı doyurmak için aç kalıyoruz aslında."
Nuriye Gülmen ise, "Biz açlık grevine başlamamış olsaydık şu an o kulaklar bizi hiç duymamış olacaktı. Bugün sesimiz onlara ulaştıysa bu açlık grevimiz sayesinde oldu. Açlık grevi son derece demokratik, pasif bir hak arama biçimidir. 72 gündür kelimenin tam anlamıyla açız. Ben buradan onlara soruyorum, ne yapacaklar?" diye soruyor.
Başta da söylediğim gibi fizyolojik ve psikolojik açıdan çok zorlu bir süreç açlık grevi. Beyin fonksiyonlarının etkilenmemesi için almaları gereken B1 vitamini ise malesef ülkemizde bulunmuyor. Ülkemizde bulunan B kompleks vitamini ise saf B1 vitamininin yerini tutamıyor. Üstelik Nuriye ve Semih’in B1 vitaminlerini cezaevine sokmaları da devlet tarafından engellenmiş durumda. Fizyolojik olarak bunun yanı sıra yaşadıkları zorluklardan bazıları ise aşırı kilo kayıpları, eklem yerlerinde ağrılar, halsizlik,kas erimesi, günlük ihtiyaçlarını yerine getirecek kadar bile hareket edememeleri ve tabiki cezaevinin steril olmayan ortamında ölümüne tutsak ediliyor olmaları….
Psikolojik olarak zorluklarını ancak hayal edebileceğimiz bir durum. Sanırım doğru tabiriyle hayal dahi edemeyeceğimiz bir durum. Açlık her haliyle zor bir durumken bu aşamadan sonra gittikçe daha umutsuz ve zorlayıcı olacaktır. Fakat yapılan bu tespitler farazi olacak, Nuriye ve Semih hepimize umut saçacak olsalar da hiç bir suçları olmayan, adli sicillerinde suç kayıtları bile olmayan bu insanlar kimi devlet yetkilileri tarafından ‘’terörist’’ olmakla suçlanmaktan kurtulamayacaklardı.
Şunu da özellikle belirtmek isterim ki KHK ile işlerinden atılan insanların başvurabilecekleri bir yetkili makam yok. Başvurdukları tüm yetkili makamlardan ise olumsuz sonuç aldılar. Yani bir şeyleri denemeden değil her yolu deneyerek bu direnişi seçtiler. Devletin aç bırakma politikasına karşı bir duruş, bir direniş başlattılar.
Nuriye ve Semih açlık grevlerinde 100 günü aştılar. Bu arada bizlerse aç insanları anlamak için bir Ramazan ayı ve bayramı geçirdik. Fakat Nuriye ve Semih’in taleplerine ne resmi makamlar ne de bizler olumlu bir karşılık veremedik. Her desteğimiz yarım, her lafımız havada kaldı.

Onlara bakmaya kıyamazken şimdi hapishanedeler. Oradan bile umut ve gülücük saçıyorlar. Çünkü onlar ve bizler de iyi biliyoruz ki tüm bu baskılara, zulümlere, acılara karşı en güçlü duruşumuz gülüşlerimiz, mücadelemiz, birliğimiz….
Gülen yüzleri, gülen gözleri, onların samimiyeti….

Bizimle yaşasınlar diye, Nuriye ve Semih’i siyah beyaz fotoğraflarda gözyaşlarıyla anmamak için ses verin, hayat verin…




















Yorumlar