Netflix yeni bir dizisiyle hayatımıza yeni bir pencere açtı. The 8 Show, aslında uzun süre üzerinde düşünülebilecek bir konuyu irdelemiş. Sosyal psikoloji temel alınarak bu mini dizi izlendiğinde akla iki deney geliyor, Milgram’ın İtaat Deneyi ve Zimbardo’nun hapishane deneyi düşünülmeden bu dizilerin incelenmesinin de mümkün olmayacağı ortada.
Milgram, itaat deneylerinde sıradan Amerikan vatandaşlarını el ilanları ile ‘öğrenme ve hafıza’ ile ilgili bir deneye davet eder. Ancak durum hiç öyle değildir. Bu deneyde öğretmen koltuğunda oturan denek bilemediği her sözcük çifti için öğrenci rolündeki deneği elektrik şokuna maruz bırakılacaktı. Bu araştırmada çıkan sonuçlara göre katılımcıların yüzde 65’i elektrik şokunu ölümcül seviyeye kadar vermeyi sürdürmüştü. Böylesi bir durum deneyin yapıldığı dönemde Amerikan toplumu üzerinde çok büyük bir etki yaratmıştı. Elbette ortada gerçek bir elektrik şoku yoktu ancak öğrenci rolünde olan Milgram’ın asistanı gerçekten acı çekiyormuş gibi yapıyor ve kalp hastası olduğu için deneyi terk etmek istediğini söylüyordu. Deney yine de Milgram’ın öğretmen rolündeki birey, "lütfen devam edin" denmesiyle devam edebilmiş ve bu korkunç sonucu ortaya çıkarmıştı. Deneyin tekrarlandığı diğer toplumlarda da sonucun pek değişmediğini söylemek gerek. Tıpkı yazının dizinde bahsettiğimiz dizide “7. Kat”ın arkadaşlarına eziyet çektirmesi gibi tam bir itaat içerisinde deney sonlanmıştı.
Zimbardo’nun hapishane araştırması ise bizlere insanın acımasızlığını en üst perdeden gösteren bir deneydir. Ben hem The Platform’u, hem Squid Game’i hem de yeni çıkmış The 8 Show’u izlerken aklıma Zimbardo’nun bu deneyi gelir. Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen bu deneyde rastgele seçilmiş üniversite öğrencilerinin bir kısmı gardiyan bir kısmı ise suçlu olacak şekilde giydirilerek hapishane görünümü verilmiş binaya kapatılır. Bu binada Zimbardo ise hapishane müdürü rolünü üstlenmektedir. Zamanla öyle bir şey emredilmemiş olmasına rağmen gardiyan rolündeki öğrenciler, suçlu rolündeki öğrencilere eziyet etmeye başlar hatta bu şiddet öyle bir hal alır ki Zimbardo deneyi erken bitirmek zorunda kalır.
Bahsettiğim 3 filmde olduğu gibi bir grup insanın kapalı bir ortamda rastgele bir şekilde seçilmiş görevlerinden kaynaklı diğerlerine eziyet etme hakkına sahip olduklarını düşünmeleri ve kendilerini daha üstün görmeleri gündelik yaşamda da kendisini göstermektedir. Normal hayatlarında hiçbir üstünlüğe sahip olmayan hatta toplumun alt tabakası diyebileceğimiz insanlar yalnızca rastgele seçildikleri ve bazı ayrıcalıklara sahip oldukları için diğerlerine eziyet etme hakkını kendilerinde görmüşlerdir.
Peki böyle midir? Güç her zaman karşısındakine eziyet etme hakkını beraberinde mi getirir ya da güç her zaman yozlaştırır mı? Açıkçası tarih bunun örnekleriyle dolu. Çok uzağa bakmamıza gerek de yok. İktidarın yozlaşmış politikalarında her şeyi yapabilme gücünün elinde olması yatmaktadır. Öyle ki istedikleri her şeyi istedikleri anda yapabilme gücünü ellerinde tutuyorken nasıl yozlaştıklarını her gün bir yenisi çıkan skandallarda da görebiliyoruz. Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden bağımsız tutulmasının temelinde toplumu bu yozlaşmadan korumak yatıyordu. Biz bu en temel kuralı yıkmadan önce de işler pek iyi değildi elbette.
Toplumumuz da uzun yıllar boyunca iktidarın politikaları ile elindeki tek gücü yani oy hakkını kullanarak yozlaştı. Oy kullanmak ve oy kullandırmak tabirleri açıkça birbirlerine karıştı. İnsanlar yalnızca kendilerinin değil ailelerinin, akrabalarının ve arkadaşlarının da oylarını ceplerine koyarak pazarlıklara dahil oldu, kimi kazandı kimiyse kaybetti. Sanırım bugünden baktığımızda en çok kaybeden de hayata henüz gözlerini açmış, hayatları boyunca bu açlık, sefalet, yoksullukla mücadele etmek zorunda kalacak, kast sisteminin içinde ezilecek yüzbinlerce bebek ve çocuktu. 2024 yerel seçimleri biraz da torunlarının istediğini alamayacak noktaya gelince, evlerinde ekmek ıslatıp yiyen ve bununla karnını doyurmaya çalışan emeklilerin tokadıydı. Tıpkı filmde olduğu gibi alt kattakiler üst kattakileri bir şekliyle uyardı. Yozlaşmışlıktan kurtulmanın ilk adımları atıldı.
Şimdi kendimize sormamız gereken soru şu elimizde bulundurduğumuz iktidarı değiştirme gücünün bizi ne kadar daha yozlaştırmasına izin vereceğiz?
Milgram, itaat deneylerinde sıradan Amerikan vatandaşlarını el ilanları ile ‘öğrenme ve hafıza’ ile ilgili bir deneye davet eder. Ancak durum hiç öyle değildir. Bu deneyde öğretmen koltuğunda oturan denek bilemediği her sözcük çifti için öğrenci rolündeki deneği elektrik şokuna maruz bırakılacaktı. Bu araştırmada çıkan sonuçlara göre katılımcıların yüzde 65’i elektrik şokunu ölümcül seviyeye kadar vermeyi sürdürmüştü. Böylesi bir durum deneyin yapıldığı dönemde Amerikan toplumu üzerinde çok büyük bir etki yaratmıştı. Elbette ortada gerçek bir elektrik şoku yoktu ancak öğrenci rolünde olan Milgram’ın asistanı gerçekten acı çekiyormuş gibi yapıyor ve kalp hastası olduğu için deneyi terk etmek istediğini söylüyordu. Deney yine de Milgram’ın öğretmen rolündeki birey, "lütfen devam edin" denmesiyle devam edebilmiş ve bu korkunç sonucu ortaya çıkarmıştı. Deneyin tekrarlandığı diğer toplumlarda da sonucun pek değişmediğini söylemek gerek. Tıpkı yazının dizinde bahsettiğimiz dizide “7. Kat”ın arkadaşlarına eziyet çektirmesi gibi tam bir itaat içerisinde deney sonlanmıştı.
Zimbardo’nun hapishane araştırması ise bizlere insanın acımasızlığını en üst perdeden gösteren bir deneydir. Ben hem The Platform’u, hem Squid Game’i hem de yeni çıkmış The 8 Show’u izlerken aklıma Zimbardo’nun bu deneyi gelir. Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen bu deneyde rastgele seçilmiş üniversite öğrencilerinin bir kısmı gardiyan bir kısmı ise suçlu olacak şekilde giydirilerek hapishane görünümü verilmiş binaya kapatılır. Bu binada Zimbardo ise hapishane müdürü rolünü üstlenmektedir. Zamanla öyle bir şey emredilmemiş olmasına rağmen gardiyan rolündeki öğrenciler, suçlu rolündeki öğrencilere eziyet etmeye başlar hatta bu şiddet öyle bir hal alır ki Zimbardo deneyi erken bitirmek zorunda kalır.
Bahsettiğim 3 filmde olduğu gibi bir grup insanın kapalı bir ortamda rastgele bir şekilde seçilmiş görevlerinden kaynaklı diğerlerine eziyet etme hakkına sahip olduklarını düşünmeleri ve kendilerini daha üstün görmeleri gündelik yaşamda da kendisini göstermektedir. Normal hayatlarında hiçbir üstünlüğe sahip olmayan hatta toplumun alt tabakası diyebileceğimiz insanlar yalnızca rastgele seçildikleri ve bazı ayrıcalıklara sahip oldukları için diğerlerine eziyet etme hakkını kendilerinde görmüşlerdir.
Peki böyle midir? Güç her zaman karşısındakine eziyet etme hakkını beraberinde mi getirir ya da güç her zaman yozlaştırır mı? Açıkçası tarih bunun örnekleriyle dolu. Çok uzağa bakmamıza gerek de yok. İktidarın yozlaşmış politikalarında her şeyi yapabilme gücünün elinde olması yatmaktadır. Öyle ki istedikleri her şeyi istedikleri anda yapabilme gücünü ellerinde tutuyorken nasıl yozlaştıklarını her gün bir yenisi çıkan skandallarda da görebiliyoruz. Demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının birbirlerinden bağımsız tutulmasının temelinde toplumu bu yozlaşmadan korumak yatıyordu. Biz bu en temel kuralı yıkmadan önce de işler pek iyi değildi elbette.
Toplumumuz da uzun yıllar boyunca iktidarın politikaları ile elindeki tek gücü yani oy hakkını kullanarak yozlaştı. Oy kullanmak ve oy kullandırmak tabirleri açıkça birbirlerine karıştı. İnsanlar yalnızca kendilerinin değil ailelerinin, akrabalarının ve arkadaşlarının da oylarını ceplerine koyarak pazarlıklara dahil oldu, kimi kazandı kimiyse kaybetti. Sanırım bugünden baktığımızda en çok kaybeden de hayata henüz gözlerini açmış, hayatları boyunca bu açlık, sefalet, yoksullukla mücadele etmek zorunda kalacak, kast sisteminin içinde ezilecek yüzbinlerce bebek ve çocuktu. 2024 yerel seçimleri biraz da torunlarının istediğini alamayacak noktaya gelince, evlerinde ekmek ıslatıp yiyen ve bununla karnını doyurmaya çalışan emeklilerin tokadıydı. Tıpkı filmde olduğu gibi alt kattakiler üst kattakileri bir şekliyle uyardı. Yozlaşmışlıktan kurtulmanın ilk adımları atıldı.
Şimdi kendimize sormamız gereken soru şu elimizde bulundurduğumuz iktidarı değiştirme gücünün bizi ne kadar daha yozlaştırmasına izin vereceğiz?

Yorumlar
Yorum Gönder